Yargı Reformu Strateji Belgesi Kapsamında CMK ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapıldı

Davalı Devletin Mahkeme’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etmiş olması halinde, Komisyon ve/veya ilgili Sözleşmeci Devlet, raporun Bakanlar Komitesine gönderildiği tarihten itibaren üç ay içinde davayı, nihai ve bağlayıcı bir karar vermesi için Mahkeme’nin önüne getirebilirdi. Bireyler, davalarını Mahkeme’nin önüne getirme hakkına sahip değildi. Bir davanın Mahkeme’nin önüne getirilmemiş olması halinde, Bakanlar Komitesi Sözleşme’nin ihlal edilip edilmediğine karar verir ve uygun görürse mağdura “adil karşılık” ödenmesine hükmederdi. Bakanlar Komitesi ayrıca, Mahkeme’nin sonkararlarının yerine getirilmesini izlemekle görevliydi. Avrupa Konseyinin amaçları arasında yer alan en önemli ilke; insan haklarının ve temel özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi olup, bu amaçla hak ve özgürlüklerin en etkin bir şekilde korunması amacı ile bir sözleşme hazırlanmasına başlanmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ortaya çıkmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olabilmek için aynı zamanda Avrupa Konseyi üyesi olma koşulu getirtilmiş, Avrupa Konseyine üye olabilmek için ise insan haklarını korumanın alt yapısına sahip olma koşulu aranmıştır. Yine sözleşmeyi ciddi olarak ihlal eden üye devletlerin Avrupa Konseyinden çıkarılma koşulları da hüküm altına alınmıştır. Hazırlanan sözleşme 4 Kasım 1950 tarihinde Roma’da imzaya açılmış ve 3 Eylül 1953 tarihinde yürürlüğe girmiştir[451]. Sözleşme’yi hazırlayanlar, 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirisini başlangıç noktası alarak, insan haklarını ve temel özgürlükleri korumak ve daha ileriye götürmek suretiyle, Avrupa Konseyinin amaçlarının gerçekleştirilmesini istemişlerdir.

Maddesi gereği Sözleşmeye aykırı şekilde özgürlüğü sınırlanan kişilerin mahkemeye başvurma hakları bulunmaktadır. AYİM bu kararında adeta çatışmanın, iç hukuk normlarıyla AİHM’nin yorumu arasında olduğunu ve AİHM’nin yorumunun iç hukuk normlarını etkisiz kılamayacağını ifade etmektedir. Maddesini hiç dikkate almayarak hatalı bir sonuca ulaşmıştır. Fıkrasında yer alan disiplin suç ve tecavüzlerinden ötürü disiplin amirlerince verilen cezaların yargı denetimim dışında olduğuna ilişkin hüküm, oda hapsi disiplin cezası yönünden çatışmaktadır. Mahkeme, Engel ve diğerleri/Hollanda kararında, disiplin cezalarının infazında askerlerin rütbelerine göre farklı muamele yapılmasının[649] Sözleşme’nin 14. Maddede geçen “veya herhangi başka bir durum bakımından” ifadesinden de anlaşılacağı üzere, maddede gösterilen ayrımcılık nedenlerinin sınırlı olmadığını, ayrıca özgürlüğü kısıtlamayla sonuçlanan bir ceza veya tedbirin infaz tarzına ilişkin bir farklılaştırmanın da 14. Askeri Yargıtay kararlarında geçici tutuklamanın niteliği üzerinde durulmamakla beraber özellikle AsCK’nun 76. Maddesinin tatbikatında buradaki “mevkuf” kavramının AsCK m.169’daki geçici olarak tutuklamayı da kapsadığı görüşü yerleşmiştir.[573] Geçici tutuklama Askeri Ceza Kanununun disiplin cezalarına ilişkin ikinci kısmında yer almakla beraber “muvakkat tevkif”, “bu tevkif keyfiyeti” ve “mevkuf” terimlerinin tekrarlanmış olması karşısında adi bir işlem değil, farklı bir tutuklama çeşididir. Usul kanununda yer almaması tutuklama veya yakalama olmadığını göstermez. Kişi hürriyetini sınırlayan bir işlem, disiplini temin için başvurulan bir tedbirdir. Ancak hakim  kararına dayanmadığı gibi aynı şekil ve şartları haiz olmadığından Anayasanın 19. Maddesinde düzenlenen tutuklama müessesinden farklıdır.

  • Önceki cezanın hangi tarihten itibaren tekerrüre esas alınacağı hususu ise tartışmalıdır.
  • Daha açık bir ifadeyle, zorunlu askerlik gerek askerlik hizmetini talep ve yararlanma hakkından, gerekse kamu görevlisi sıfatıyla diğer hakların ödevlisi olmasından kaynaklanan üst üste ve birlikte bir yükümlülüktür.
  • Yeri geldikçe kazanç müsaderesini tanımlayan TCK m.55’e de değinilecektir.

Disiplin cezası ile cezalandırılan bir kişinin TSK’dan ayrılması durumunda önceden verilen disiplin cezasının infazı mümkün değildir[250]. Ancak zaruret hali nedeniyle infaz edilemeyen ya da ilgilinin ayrılmadan kısa bir süre önce veya ilişik kesme sırasında işlemiş olduğu disiplin suçları nedeniyle verilen hürriyeti bağlayıcı disiplin cezaları infaz edilir ve ilgilinin terhisi bu cezanın ikmaline kadar geri bırakılır. Disiplin suçlarında, disiplin kabahatlerinde olduğu gibi amirin cezalandırma zorunluluğu bulunmaktadır. Disiplin tecavüzlerinde olduğu gibi amirin affetme yetkisi yoktur\. Slot turnuvalarına katıl, rekabet et ve lider tablosunda yüksel. casinomhub giriş\. 477 SK’da düzenlenen disiplin suçlarının, mutlaka disiplin mahkemelerince cezalandırılması gerekli değildir. Maddesine bağlı cetvelde tanınan yetki içinde faile oda veya göz hapsi cezası verebileceği gibi, dilerse suç dosyası hazırlayarak teşkilatında disiplin mahkemesi kurulan komutanlığa gönderir (477 SK m.14). Disiplin kabahatinde verilebilecek cezalar kısa hapis (oda veya göz hapsi) cezalarıdır. Askeri mahkemece, disiplin kabahatinden dolayı dört haftaya kadar göz veya oda hapsi cezası verilebilir (AsCK m.19). Disiplin kabahati disiplin amiri tarafından cezalandırıldığı takdirde, AsCK’nun 171. Maddesine bağlı cetveldeki yetkileri içinde oda veya göz hapsi cezası verilebilir (AsCK 166/C). Maddesindeki düzenleme nedeniyle “disiplin tecavüzü” adı altında sınırları ve unsurları belli olmayan bir disiplin suç kategorisi yaratılmıştır[73]. Hangi fiillerin disiplin tecavüzü oldukları ve bunların sayıları belli değildir.

Buradaki amaç ise, kamu kurumunun işleyiş ilkelerinde düzen ve disiplini sağlamaktır. Dersin amacı olarak; hukukî düşünce tarzı, okuma, düşünme, sorma ve yazmanın önemini vurgulamaktır. Bu kapsamda, özellikle hukukî uyuşmazlık çeşitleri ile niteliklerinin belirlenmesi ve çözümlenmesinde başvurulması gereken yöntemler ile mesleğe yönelik olarak hukuk eğitimi boyunca öğrenilen teorik bilgilerin metodolojik olarak uygulanması ve öğretilmesi hedeflenmektedir. Bunun yanında, hukukla ilgili kaynaklar ve bunlara erişim olanakları ile seminer ya da tez hazırlanmasında gerekli bilgiler üzerinde durulmaktadır. Dersin en önemli özelliği ise öğrenim sürecinde takip edilen ders formatından farklı olarak aktif bir şekilde öğrencilerin derse katılımının sağlanmasıdır. Bu çerçevede; temel kavramlar, mantık ve hukuk, hukukta yorum, hukukta boşluk ve hakimin hukuk oluşturması gibi konular üzerinde yoğunlaşmasıdır. Derste temel olarak Türkiye’nin Avrupa Topluluğu ve Avrupa Birliği ile ilişkilerini tarihsel süreci içinde inceleyen, AB’nin gelişim sürecini ve karar alma yapısını da dikkate alarak günümüzde AB ile Türkiye ilişkilerinin gündemindeki siyasi/hukuki konular incelenecektir.

Son zamanlarda “açılım”, “barış süreci” ve “çözüm süreci” gibi ibareler, ne olduğu anlaşılmayan, ilk bakışta çok önemli imiş ve soruna cevap veriyormuş gibi gözükse de, içi doldurulamayan bazı moda kavramları gündeme taşımıştır. 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan halkoylamasıyla gerçekleştirilen Anayasa değişiklikleri sonrasında Türkiye Cumhuriyeti, parlamenter sistemi terk edip, yeni yönetim sistemi sonrasında başkanlık sistemine (her ne kadar cumhurbaşkanı hükümet sistemi denilse de) geçmiştir. Anayasa m.159’a göre 13 üyeden oluşan Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyelerinin seçimi için 4 yıllık süre yakında dolacak ve Nisan 2021’in ikinci haftasında 13 üyeden 7’sinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmesi sürecine başlanacak, 2 üye hariç diğer 4 üye de Cumhurbaşkanı tarafından seçilecektir. Genel kanaate göre “Milli Güvenlik Kurulu” niteliğinde bir kurumun Anayasaya ve siyaset hayatımıza 1961 Anayasası ile ilk olarak girdiği düşünülse de bu düşünce isabetli değildir. Milli Güvenlik Kurulu’nun bugünkü işlevi niteliğinde olan kurumlardan, Yüksek Müdafaa Meclisi Umumi Katipliği 1933 ila 1949 yıllarında, Milli Savunma Yüksek Kurulu ve Genel Sekreterliği ise 1949 ila 1962 yıllarında Milli Güvenlik Kurulu’nun bugünkü işlevini yerine getirmiştir. İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda gündeme gelecektir. 23 Eylül 2012 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yolunun fiilen açılması ile birlikte, Türk Hukuku’nda iki farklı bireysel başvuru mekanizması bir arada işlemeye başlamıştır. “İnsan Hakları Avrupa sözleşmesi (İHAS) ile oluşturulan koruma mekanizmasının ikincilliği” ilkesi gereği, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne (İHAM) başvuruda bulunmak için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmiş olması gerekmektedir. Bu bakımdan, başvurucuların iki mekanizmadan birisini tercih etme şansı bulunmamaktadır. Dava,davacı sendikaya ait Mersin merkez binasının izinsiz faaliyeteaçıldığı ve içinde tombala oynandığıgerekçesiyle idare tarafından kapatılması işlemininiptali istemiyle açılmıştır. 2- Yine birinci yargı paketi ile suça sürüklenen çocuklara özgü uzlaştırma modeli geliştirildi. 2- Basit ve yazılı yargılama usulünde ön inceleme aşamasına ilişkin yeni düzenlemeler getirildi.

Bu cezalardan ihtar cezası, disiplin kurullarının takdirine göre her suç ve ceza tipine, ayrıca belirtilmesine gerek olmaksızın uygulanabilir. Profesyonel futbol şubesi bulunan kulüpler, genel kurullarınca onaylanan gelir ve gider tabloları ile bilanço ve gelecek döneme ilişkin bütçelerini ve genel kurul tutanaklarını genel kurullarının yapılış tarihini izleyen otuz gün içinde TFF’ye göndermekle yükümlüdür. TFF, kulüplerce gönderilen mali bilgileri denetleme hakkına sahiptir[88]. Bu şekilde belirlenen Genel Kurul delegeleri tarafından alınan kararlara karşı toplantı tarihinden itibaren otuz gün içinde Ankara asliye hukuk mahkemelerinde iptal davası açılabilir; davalar basit yargılama usulüne tabidir. 3461 sayılı kanun ile TFF, sadece “profesyonel” futbol faaliyetlerini yürüten “özel hukuk hükümlerine tabi ve tüzelkişiliğe sahip” bir kuruluş olarak nitelendirilmiş iken, 3813 sayılı kanun, “(amatör ve profesyonel) tüm futbol faaliyetlerini” yürütme görevini TFF’ye vermiş ve 3461 sayılı kanunda sayılan hususların her birini yineleyerek bunlara “özerk” ifadesini de eklemiştir[83]. Ülkemizde ilk futbol ligi, İngiliz James Lafontaine tarafından “İstanbul Futbol Ligi” adıyla 1904 senesinde kurulmuştur[33]. Yukarıda sözü edilen dört takımın katıldığı ligde karşılaşmalar, günümüzde Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın bulunduğu yerde, o zamanki adıyla Papazın Çayırı’nda oynanmıştır. Bu faaliyetler giderek Türkiye’de futbolun hem kamuoyu hem de II. Abdulhamit idaresi tarafından hoşgörüyle karşılanmasına ve Türk futbol kulüplerinin kurulmasını sağlamıştır.